Bir gece yarısı tek başıma Victoria Station’dan bindim bizi Paris’e götürecek otobüse. Elimde ne bir adres, ne bir harita, ne de yolculuğa çıkan tüm Avrupalıların ellerinde bulunan seyahat kitaplarından vardı. Sanki bir aşkı terk eder gibi elimde bir bavul- içi Türkiye’dekilere götürdüğüm hediyelerle tıka basa dolu- kafamda da o güne kadar oluşmuş Paris imgeleriyle çıktım bu yolculuğa.
Gecenin bir vaktinde Dover’a geldik, otobüsten inmemizi söylediler, pasaport kontrolünden sonra Manş’ı geçeceğimiz feribota bindik. Feribot yolculuğundan sonra Calais’de bir restoranda mola verdi otobüs. Kahve ve kruvasan kokusu hala burnumda. Ve sabah sanırım yedi civarında bir metro istasyonunun önünde tamamlandı yolculuğumuz.
Okumaya devam edin Paris’te Kaybolmak